Orkun ERDOĞUŞ
www.MuhasebeTR.com Site Genel Koordinatörü
orkunerdogus@yahoo.com



2005 YILINDA VERGİ KAÇIRMANIN CEZASI VAR MI?



<DIV align=right>Tarih: 09/11/2005

Anayasa Mahkemesi, 6 Ocak 2005 tarihinde aldığı ve 20 Ekim 2005 tarihinde Resmi Gazete’de gerekçesi yayımlanan E.2001/3, K.2005/4 sayılı “iptal” kararı ile Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinde vergi ziyaı cezasının hesaplanmasını düzenleyen ikinci fıkrasını iptal ederek, hükümete yeni düzenleme için 20 Nisan 2006 tarihine kadar süre tanıdı. Adı geçen maddede Vergi Ziyaı cezasının hesabı, vergi aslının bir katına vergi kaçağının oluştuğu zamanı ile incelemenin tamamlanarak mükellefe tebliği edildiği zaman arasındaki gecikme faizinin yarısının toplamından oluşmaktaydı.

Bu durumda, 2001-2005 dönemi için; 20 Nisan 2006 tarihinden itibaren iptal edilen vergi ziyaı cezası ile birlikte, geçmişe dönük olarak incelenmesi muhtemel 5 yıllık süre için vergi ziyaı cezası kesilmeyecektir. Vergi İncelemesi tamamlanan dosyalar ise yargıya intikal ettirilerek, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği 20 Nisan 2006 tarihi itibariyle, ilgili cezaların yargı aşamasında ortadan kalkması gündeme gelecek ve muhtemelen yargısal süreç sonunda da ortadan kaldırılacaktır. Dolayısıyla adına vergi cezası kesilenler, dava açarak vergi ziyaı cezalarını ortadan kaldırmaları mümkün hale gelecektir.

V.U.K’ nun Madde 378. maddesinde (2686 sayılı Kanunun 51'inci maddesiyle değişen madde)Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır. Bu durumda olanlar Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmü gereği dava açma yoluna gidip, vergi ziyaı cezasını ortadan kaldırabileceklerdir.

20 Nisan 2006’dan itibaren verilecek vergi mahkemesi kararlarında ya da Bölge İdare Mahkemesi veya Danıştay Kararları’nda, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilen; Vergi ziyaı cezası ya da Vergi kaçakçılığı para cezasının, mükellefin, haklı olup olmadığına bakılmaksızın kaldırılması söz konusu olacak, bu aşamada, mevcut davaları 20 Nisan 2006 tarihine kadar bekletilmesi yoluna da gidilebilecektir (Şükrü Kızılot , “Vergi Kaçırana Gün Doğdu”, Hürriyet, 8.11.2005)

Kuşkusuz bu süreçte “uzlaşma” müessesesinin işletilmesinin de bir mantığı kalmayacaktır. Bu durumda olanların uzlaşma masasından kalkmaları kendi menfaatlerine uygun olacaktır. Böyle olunca, mükellefler ‘uzlaşma’ yolu ile vergi ve cezayı indirimli ödemek yerine ‘Nasıl olsa vergi cezasının tamamı kalkıyor. Dava açıp, vergiyi de kaldırtma, en azından bir kısmını kaldırtma şansını deneme’ (Kızılot, a.g.m.) yolunu izleyecekleri muhtemel görünmektedir. Zira yeni yargısal süreç vergi ziyaı cezası tamamen ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Aynı şekilde “pişmanlık” ve “indirimli ödeme” gibi idari yolların işletilmesinin de rasyonel olmadığı açıktır. Vergi ziyaı cezasının tamamen ortadan kaldırıldığı bir ortamda bu yollara başvurmanın anlamı ortadan kalkmıştır.

İptal gerekçesinde cezanın Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesi eleştirilerek “.......ziyaa uğratılan verginin bir katına eklenecek olan cezanın hesaplanmasında esas alınacak olan gecikme faizi oranının Bakanlar Kurulu tarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu durumun sonuçta öngörülecek ceza miktarında belirsizliğe yol açacak olması” durumu Anayasa’ya aykırı bulanarak, ceza gibi uygulamaların Bakanlar Kurulu ile değil, “yasama organı” yani TBMM tarafından konması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

Vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan verginin bir katı ve kaçakçılık suçları ile vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde ise üç katıdır. Ayrıca kesilen bir kat veya üç kat vergi ziyaı cezasına, ziya uğratılan verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, ziya uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizi (gecikme faizinin oranı kanun gereği gecikme zammı ile aynıdır) ile 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ un 51. maddesinde düzenlenen gecikme zammı oranları 5035 sayılı Kanun’ un 51. maddesinin yaptığı değişiklik uyarınca Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenmektedir. Vergi ziyaı cezasının enflasyona karşı vergi ziyaı suçunu işleyen kişilerde caydırıcılığını koruyabilmesi için vergi ziyaı cezasının belirlenmesinde esas alınan gecikme faizi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun l12. maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre geçen süreler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizinin uygulanacağı yasa gereğidir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Karun’un 51. maddesinin son fıkrasında da; “Bakanlar Kurulu, gecikme zammı nispetlerini aylar itibariyle topluca veya her ay için ayrı ayrı % 10’una kadar indirmeye, bir katına kadar attırmaya ve gecikme zammı asgari miktarını üç katına kadar attırmaya yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. (Özgür Biyan, “Vergi Zıyaı Cezasının Niteliği Ve Konu İle İlgili Anayasa Mahkemesi Son Kararı” , Muhasebetr, 22.10.2005)

Bakanlar Kurulunun verginin en temel öğelerinden biri olan vergi cezasını belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Yani vergi suç ve cezalarının hiçbir unsuru idare tarafından belirlenemez, suç ve cezaların türleri ve ölçüleri ancak yasa koyucu tarafından kanunla kurala bağlanabilir. AATUHK’un 51. maddesi ile öngörülen kuralda Bakanlar Kurulu Anayasal olarak böyle bir yetkisi olmamasına rağmen vergi mükelleflerinin sübjektif haklarını etkileyen bir kural koyma yoluna gitmiştir ve anılan hüküm vergi suç ve cezalarının kanuniliği ilkesine (Anayasa Madde 38, 73/3 ve TCK Madde 2) ve doğal olarak yasama yetkisinin devredilemeyeceğine ilişkin düzenlemeye (Anayasa Madde 7) aykırıdır. (Ersan ÖZ, “Vergilendirmede Kanunilik ve Türk Vergi Sistemi”, s.219, Gazi Kitabevi, Ankara, 2004)

Yüksek Mahkeme açıkladığı gerekçeli kararında, aynı vergilendirme döneminde vergi ziyaı suçu işleyen mükelleflerin ödeyeceği vergi ziyaı cezası miktarları farklı olabileceğini “Aynı vergilendirme döneminde vergi ziyaı suçu isleyen mükelleflerin idarenin farklı zamanlarda yapacağı vergi incelemeleri sonucu bulunan matrah farkları üzerinden yapılan ikmalen ve re’sen tarhiyatlara Bakanlar Kurulu tarafından enflasyon oranlarına göre değiştirilen gecikme faizleri uygulanarak bulunan vergi ziyaı cezası miktarlarından, gecikme faizinin yüksek olduğu dönemde adına vergi-ceza ihbarnamesi düzenlenen kişinin ödeyeceği vergi ziyaı cezası miktarı diğer mükelleflere nazaran gecikme faizi oranlarına göre daha yüksek miktarlarda olabilecektir” şeklinde açıklamıştır.

Son yargısal durum göz önüne alındığında, yeni yasa 20 Nisan 2006 tarihine kadar çıkarılması gerekmektedir. Ancak anayasanın “suçun işlendiği tarihte olmayan ceza uygulanmaz” ilkesi gereği yeni yasa TBMM’den geçtikten sonraki dönemde gerçekleşen suçlar için geçerli olacaktır.

Bu durumda Mart ayında verilecek Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi ile Nisan ayında verilecek olan Kurumlar Vergisi Beyannamelerinin mevcut kanuni boşluk dolayısıyla devletin vergi gelirleri üzerinde uyandıracağı etki merak edilmektedir. Zira iyi niyetli olmayan mükelleflerin, ‘ceza kesilmeyecek’ düşüncesiyle, 2005 yılı kazançlarını gizleme ve vergi kaçırma yoluna gitmeleri olası görülmektedir.

Bu durumda 2001-2005 dönemi için; eksik beyan edilen, yahut tamamen beyan dışı bırakılan vergi gelirleri için anayasaya aykırılığın kesinleşeceği 20 Nisan 2006 tarihine kadar yapılacak incelemelerde tespit edilecek “vergi ziyaı cezaları” bu tarih itibariyle yargı aşamasında ortadan kalkması gündeme gelecek ve muhtemelen yargısal süreç sonunda da ortadan kaldırılacaktır.

Bu tarihten sonra da vergi ziyaı cezasının kesilmesi de mümkün olmayacaktır.Yani 2001-2005 dönemi için; 20 Nisan 2006 tarihinden itibaren, vergi ziyaı cezası raporu düzenlenemeyecek, vergi dairesi de bu tarih itibariyle ceza kesemeyecektir.

Vergi ziyaına 359. maddedeki kaçakçılık fiilleriyle sebebiyet verilmesi halinde kesilmesi gereken 3 kat vergi ziyaı cezası da aynı kapsamda değerlendirilecek, vergi ziyaı cezası hesaplanamayacağı için bu cezasının da 3 katının hesaplanması mümkün olmayacağından idari para cezası ortadan kalkacaktır. Ancak söz konusu maddedeki suçlar “Adli Vergi Suçları” içinde yer almalarından ötürü VUK’ da “ Hürriyeti Bağlayıcı Ceza İle Cezalandırılacak Suçlar ve Cezalar” kapsamında incelenmektedir. Yani ilgili fiilleri işleyenler veya iştirak edenler hakkında hapis cezası uygulaması devam edecektir.

kaynak: www.muhasebetr.com